Yaşam düzeyinin artması birlikte teknoloji bir şekilde verilen hizmetin doğal bir şekilde daha da iyi olması beklenmektedir. Sağlıklı besin tüketiminin sağlanması ve teşvik edilmelidir. yalın bir anlatım birlikte gıda değerini kaybetmemiş, fiziksel, kimyasal mikrobiyolojik açıdan temiz olan, bozulmamış besin maddesi sağlıklı besin bir şekilde tanımlanabilir. Dünya besin sektöründeki gelişmelerle ülkemiz besin sektöründeki gelişmeler karşılaştırıldığında , gerek mevcut olanaklar ve gerekse üretici ve tüketici bilinci açısından ele alındığında üzücü fakat hakikat olan, kritik eksikliklerin olduğudur.

Yaşam düzeyinin artması birlikte teknoloji bir şekilde verilen hizmetin doğal bir şekilde daha da iyi olması beklenmektedir. Tüketime sunulan gıdanın nedenli sağlıklı olduğu, pek aşamada yapılan denetimler birlikte belirlenmektedir. En iyi denetim denetleyicileri ise; üreticinin bizzat kendisi, kanuni denetim kuruluşları ve tüketicilerdir. Gıdanın sağlığı dendiğinde değişik kriterler dikkate alınmıştır. Örneğin: ABD de 1992 yılında besin Pazarlama Enstitüsü ( Food Marketing Instıtute) yaptığı ankette; tüketici gıdalardaki pestisit kalıntılarını, üreticiler ise, gıdalardaki mikroorganizmaları birinci derecede besin tehlikesi bir şekilde görmektedirler.

Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, besin konularında öngörülen esas ilke; tüketicinin sağlıklı ve kaliteli gıdalarla beslenerek gerek hastalık etmenlerinden ve gerekse kafi ve dengeli beslenme yönünden sağlığının korunması ve besin alımında aldatılmasının önlenmesidir.

Ülkemizde %60-70lere varan genç bir nüfus kitlesi bulunur. Bunun anlamı şudur; yetersiz ve dengesiz beslenme durumlarında vücudun büyüme, gelişme ve normal çalışmalarında aksamaları olacaktır. Sağlığın temeli bir şekilde kabul ettiğimiz beslenmenin yetersiz ve dengesiz olması halinde hastalıkların ortaya çıkacağı bilinmektedir. Vücudun büyümesi, dokuların yenilenmesi ve çalışması sebebiyle lazım olan gıda öğelerinin bütün birinin kafi miktarlarda alınması ve vücutta elverişli biçimde kullanılması halinde (yeterli ve dengeli beslenme) insanın çalışma , planlama ve üretme yeteneğini artıracağı muhakkaktır. Dünya nüfusunun hızla artması, gelişen teknolojiye bağlantılı etraf kirliliği ekonomik güçsüzlük ve eğitim yetersizliği beslenme sorunlarını derinleştirmekte ve emniyetli besin teminini zorlaştırmaktadır.

Gıda sanayii, besin maddelerini üretim bölgelerinden toplayan, taşıyan,işleyen ve dağıtan sanayii dalıdır. Belli koşulların temin edildiği besin zincirine soğuk zincir bir şekilde tanımlanabilir.

Nüfus artışı ve süratli kentleşme, besin bilim ve teknolojisindeki gelişmeler, beslenme ve besin hijyenine verilen ehemmiyet, yeme alışkanlıklarındaki değişmeler, dış pazara açılma, dağıtım ve pazarlama sistemlerindeki yenilikler v.b besin sanayinin gelişmesinde epey kritik roller oynamaktadır.

Ancak, besin üretimi bir sanayi dalı bir şekilde ele alındığında diğer sanayi dallarında olduğu gibi başarı, standartlara ve tüketicinin beklentilerine elverişli besin maddesini bütün vakit eşdeğer kalitede, istenilen miktarda ve en ekonomik biçimde üretilmesine bağlıdır.

Gıda hammaddesinin işletmeye girmesinden başlayarak mahsül elde edilmesi aşamasına kadar ki üretim zincirinde ürüne muhtelif kaynaklardan mikroorganizma kontaminasyonu söz konusudur. Mikroorganizma elverişli ortamlarda hızla üreyerek üründe istenmeyen değişikliklere yol açabilmektedir. yalnız, endüstriyel mikrobiyolojide fermente mahsüller sebebiyle mikroorganizma şarttır. Örneğin; yoğurt, peynir, sirke, turşu vb fermente ürünlerinin üretimlerinde mikroorganizma gelişmeleri istenen bir olgudur. Elbette ki bu üretimlerde belli şartlar altında yapılmaktadır.

Gıda kaynaklı afiyet sorunlar;

Doğrudan besin maddelerinden kaynaklanabileceği gibi ,

Olumsuz etraf şartları,

Üretici ve tüketicilerin besin hijyeni konusunda olumsuz veri, tutum ve davranışları

Gelişen teknolojiye rağmen hala ilkel metotlarla besin üretiminin sürek etmesi,

Toplumda besin kaynaklı hastalık taşıyıcılarının varlığı,

Hayvanlardaki zoonotik hastalıklar ve benzeri  etmenler besin kaynaklı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Mikroorganizmaların gıdalara toprak, hava, su, besin işçileri, insan ve hayvanların bağırsak sistemleri, böcekler, kemirgenler, kuşlar ve birtakım evcil hayvanlar, besin işletmelerinde kullanılan hammadde, muhtelif alet ekipman ve kaplar, bundan sonra ve atıklar birlikte hammadde, ara mahsül ya da son ürünün, temas ettiği bütün türlü yüzeyden bulaşabilir. Bu kontaminasyon kaynaklarını; insan, hayvan ve etraf olmak üzere 3 antet altında toplamak mümkündür.

Bulaşma kaynakları kapsamlı olarak; insan‚ hayvan ve etraf bir şekilde sıralanabilir. Bu kaynaklar arasında özellikle besin işçileri, (hasta ya da portör olan) burun, ağız, deri, dışkı elleriyle pek çok enfeksiyon ve intoksikasyon etkeni mikroorganizmayı gıdaya direk bi şekilde taşıyabilirler. besin işletmelerindeki idari ve teknik personelinin hijyen ve

sanitasyon konusunda bilinçli olması, sonucun başarısı açısından önemlidir.

Özellikle ishal ve kusma gibi belirtiler gösteren hastalıklar birlikte boğaz ve derisinde muhtelif enfeksiyonlara sahip şahıslar, idareci tarafından derhal rapor edilmeli ve bu şahıslar asla bir ünitede çalıştırılmamalıdır.

Enfeksiyon ve intoksikasyona sebep olan mikroorganizma örnekleri verilecek olursa; toprak ve su kaynaklı gıdalara bulaşan bakteriler arasında; Bacillus, Clostridium, Enterobakter vb. İnsan ve hayvanların bağırsak sistemlerinde sık bir şekilde bulunan mikroorganizmalar; Escherichia, Salmonella, Shigella, Staphylococcus vb. Burada mikroorganizmalara değinilmedeki gaye; tehlikenin kimliği ve düzeyinin bilinerek alınacak önlemlere ışık tutması açısından önemlidir.

Gıda zehirlenmesine neden olan bakterilerden en önemlileri; Staphylacoccus, Salmonella, Streptococcus, Clostridium v.b dır. Stafilokoklar, insan ve hayvanların burun boşluklarında vardır. Zehirlenme 1- 6 saat arasında ortaya

çıkmakta olup, baş dönmesi, baş dönmesi, kusma ve ishal birlikte kendini gösterip, 12-24 saat sürmektedir.

Zehirlenmenin görüldüğü gıdalar:

Soğuk et, tavuk, kuru mamuller.

Mikroorganizma kaynaklı hastalıkların artma nedenlerini şöyle sıralayabiliriz.

Hazır besin üretimi ve tüketimindeki artışlar,

Toplu besin tüketimlerinin artması ( zehirlenmelerin baş göstermesi)

Kentlerdeki nüfus yoğunluğunun artması ve buna bağlantılı bir şekilde plansız şehirleşme ve alt bina yetersizlikleri,

Beslenme alışkanlıklarındaki değişmeler,

Turistik ve ticari amaçlı gezilerin gelişen ulaşım kolaylığına bağlantılı bir şekilde hızla artması,

Genel bir şekilde insanların bağışıklık sisteminin zayıflaması,

Sağlık kontrollerinin daha düzenli tutulmasıdır.

Bütün bu istenmeyen olumsuz gelişmeler düşünüldüğünde besin hijyeninin önemi bir defa daha kendini göstermektedir.

Hijyen; insan sağlığının korunması ve uzun süre yüksek düzeyde tutulması amacına yönelik olup,*

Sanitasyon; insan sağlığını tehdit eden mikroorganizmaların bulundukları ortamdan olabildiğince uzaklaştırılmasıdır. Sanitasyon sağlanmasında personel açısından karşılaşılan sorunda taşıyıcılık sorunudur. Taşıyıcı insanlar, patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmayı vücutlarında kendileri etkilenmeden taşırlar ve bunları temas ettikleri bütün yere yayarlar. Bu durum taşıyıcı tarafından bilemeyeceği sebebiyle tehlike daha da büyümektedir.

İnsanın kontaminasyonda aracı olan en kritik organı elleridir. Ellerle hammadde, mahsül ve muhtelif yüzeylere dokunulduğu gibi saç, ağız, burun, mendil, tuvalet kapısı ve para gibi diğer bir kontaminasyon kaynaklarına da temas edilmektedir. buna ilave olarak eller , ağız ve burun salgıları ve dışkı birlikte de direk temas edebilmektedir. Diğer taraftan ellerdeki yara, sivilce ve çıbanlarda direkt kontaminasyon kaynaklarıdır. 
 

KAYNAK:

 www.makaleler.com